Gerçek Haber Gazetesi
10 ayda Yaklaşık 10 milyar dolar ihracat Dünya
Paylaş

10 ayda Yaklaşık 10 milyar dolar ihracat

Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri 
ihracatının 10 ayda 9,9 milyar dolar olduğu açıklandı

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından paylaşılan verilere göre hububat, bakliyat, yağlı 
tohumlar ve mamulleri sektörü yılın ilk 10 ayında 9,9 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. 
Ayçiçek yağı, makarna ve buğday unu gibi temel gıda kalemlerinin yanı sıra çikolata, kakaolu ürünler, bisküvi, gofret ve şekerleme çeşitlerini de kapsayan sektörün Ekim'de aylık ihracatı 1,03 milyar dolar oldu. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre ihracatı yüzde 18,6 artan ayçiçek yağı, 1 milyar doların aşan ihracatla on aylık süreçte ilk sırada yer aldı. Çikolata ve kakao bazlı ürünlerde 886,5 milyon dolar, tatlı bisküvi ve gofretlerde 859,3 milyon dolar, makarnada ise 847,5 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Ülke bazında 1,2 milyar dolarla ilk sırada yer alan Irak'ın sektör ihracatındaki payı yüzde 12,5 olurken, 735,8 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirilen ABD ikinci sırada yer aldı.

"ARZ KADAR MALİYET VE KOŞULLAR DA ÖNEMLİ"
Gıda ticaretini ilgilendiren uluslararası gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan TİM 
Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Nihat Uysallı, "Küresel tarım piyasalarında yeni sezona ilişkin görünüm, ürünler arasında farklılaşan bir arz ve ticaret 
tablosuna işaret ediyor. Dünya buğday üretiminde yüzde 2,6, ihracatında ise yüzde 7,9 gerileme 
beklenirken, arpada üretim artışına rağmen ihracatın azalması, mısırda üretim ve ihracat 
beklentilerinin aşağı yönlü olması, soyada ise her iki göstergenin artması öngörülüyor. Ancak küresel arz kadar, ürünlerin ihtiyaç duyulan pazara hangi maliyet ve koşullarda ulaştırılabildiği de önemli." dedi.

"TEDARİK SÜRECİ PİYASA FİYATLARINI ETKİLEYEBİLİYOR"
Uysallı, Jeopolitik gelişmelerin ve sevkiyat güvenliğine ilişkin risklerin, üretim bölgeleri ile 
tüketim pazarları arasındaki ticari bağlantıları etkileyerek ham madde tedarikinin maliyetini ve sürekliliğini değiştirebileceğini dile getirirken, "Karadeniz'de yaşanan sevkiyat kısıtları 
karşısında ihracatçıların alternatif güzergâhlara yönelmesi, bu güzergâhların da farklı kapasite ve maliyet koşullarına sahip olması nedeniyle tedarik sürecinin ne kadar hassas dengeler üzerinde ilerlediğinin göstergesi. Üstelik sevkiyatın yeniden başlayabileceğine yönelik beklentiler, ticaret akışında henüz belirgin bir normalleşme yaşanmadan piyasa fiyatlarını etkileyebiliyor." dedi.

"MENŞE DEĞİŞİNCE MALİYET AVANTAJI SAĞLANMIYOR"
Öte yandan dünya buğday fiyatlarındaki gerilemenin, Türkiye'ye farklı menşelerden yapılan 
alımlarda aynı ölçüde maliyet avantajı sağlamadığını belirten Uysallı, Arjantin, Fransa ve Rusya menşeli buğdayların çıkış fiyatları arasındaki farkın, taşıma maliyetleri eklendiğinde Türkiye'ye teslim aşamasında büyük ölçüde daraldığını da sözlerine ekledi. Uysallı, uluslararası rekabette ürünün çıkış fiyatı kadar tedarik güzergâhı, taşıma maliyeti ve teslimat güvenilirliğinin de belirleyici olduğuna dikkat çekti.

"TARIMSAL ÜRETİM KAPASİTESİ İHRACATLA DESTEKLENMELİ"

Tarımsal alandaki yerli üretim görünümünü ve gıda sanayiinin ham madde tedarik koşullarını değerlendiren Uysallı, Türkiye'nin değişen küresel ticaret koşullarında en önemli avantajının, tarımsal üretim kapasitesini güçlü gıda sanayii ve ihracat yetkinliğiyle birlikte kullanabilmesi olduğunu söyledi. Buğday, arpa ve ayçiçeğinde üretim tahminlerinde görülen artışın, un, makarna, irmik, yem ve bitkisel yağ sanayilerimiz açısından önemli bir yerli ham madde imkânı sunduğunu belirten Uysallı, "Özellikle buğday ve arpada üretimin yükselmesi, bu ürünleri kullanan sanayicilerimizin iç piyasadan tedarik olanaklarını genişleterek üretim ve maliyet planlamalarını destekliyor." dedi.

"REKABET GÜCÜ GELİŞİRKEN ÜRETİM KAPASİTEMİZ DE ARTMALI"

Uysallı, "Üretimdeki artışı bütün ham madde ihtiyaçlarımızın karşılandığı şeklinde değerlendirmek doğru değil. Mısır üretimindeki gerileme ve yem sanayimizin mısır ile soya gibi ürünlerde dış kaynaklı tedarike ihtiyaç duymaya devam etmesi, yerli üretim avantajının uluslararası ham madde piyasalarından bağımsız düşünülemeyeceğini gösteriyor. Dolayısıyla rekabet gücümüzü geliştirirken bir yandan tarımsal üretim kapasitemizi artırmalı, diğer yandan sanayimizin ihtiyaç duyduğu ham maddelere uluslararası piyasalardan uygun koşullarda ve kesintisiz erişimini sağlayan tedarik yapısını korumalıyız. Önümüzdeki dönemde önceliğimiz, üretim ve tedarik imkânlarımızı sanayimizin işleme kapasitesiyle daha güçlü biçimde bütünleştirmek olacak. Böylece Türkiye'nin küresel gıda ticaretinde, üretim ve işleme yetkinliğiyle uluslararası değer zincirlerine katkı sunan bir merkez olarak konumunu daha da güçlendirebiliriz."

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR